24 Haziran 2009 Çarşamba

KEMANIN KÖPRÜSÜ

Eşim de, ben de Türk Sanat Müziğini çok severiz. Günün büyük bölümünde evimizde TRT Fm açıktır. Zaman zaman şarkılara eşlik etmekten de büyük keyif alırız. Aslında bu konuda aldığımız bir eğitim de olmamasına karşın gençlik yıllarımızın yüzlerce şarkısını da ezbere biliriz.



Kim ne derse desin, benim fikrim değişmez. Muhteşem bir müziktir, Türk Sanat Müziği, ne ararsan vardır içinde.. 2 saatlik bir proğramda eğlendirir, coşturur, ağlatır hatta bir anda farkında bile olmadan 40-50 yıllık anılarında gezdirir durur insanı. Her şarkının belleğinizde bir kaydı vardır… Duydunuz mu müziği? farkında bile olmadan gidersiniz o yıllara.



İşte bu sabah TRT’nin yeni radyosu “ Radyo nağme” deki bir nihavend keman taksimi de atıverdi beni tam 37 yıl öncesine….



1972 yılı idi. Ankara’da Hürriyet Gazetesinde gece sekreteri olarak çalışıyordum. O zamanlar uçaklar bugünkü gibi değildi… Ankara-İstanbul arasında olsa olsa günde 3-5 sefer yapılırdı.. Akşamüstü İstanbul’dan kalkan uçakla O gün hazırlanan gazetenin filmleri Ankara’ya gönderilir.. O saatten gecenin 02’sine kadar gelişen haberleri gazeteye biz koyardık, Gecenin geç saatlerinde dönerdik evlerimize, ertesi günün büyük bölümü bize kalırdı…



Liseden arkadaşım olan Erol Menendi de o yıllarda Ankara’da Şafaktepe Ortaokulunda öğretmenlik yapıyordu, Bizim ev Kızılay’da, yol üstünde olduğundan sık sık uğrardı bize.. Oturur yer içer sonra da Karşıyaka anılarımızla hoş vakitler geçirirdik. Sık sık da sinemaya giderdik, hatta meşhur Love Story filmini de o yıllarda Büyük Sinemada izlemiş, hepimizin aşka bakış açısı değişmişti… Ama yine de o yıllarda en büyük eğlencemiz gazinolardı.. Güneypark, Beyazsaray, Şatoyazar müzikholleri çok meşhurdu.. Emel Sayın, Mustafa Sağyaşar, Kutlu Payaslı, Yaşar Özel sahne alırdı o yıllarda… Öğrenci harçlıklarımızdan küçük kısıntılar yaparak arttırdığımız para ile gazinoya gitmek mümkündü o yıllarda… Ama.. 7 kişi gitseniz bile, 5 kişilik semaver söyler, gizli gizli getirdiğiniz şişe suları ile semaveri takviye etmek koşuluyla… Bayan arkadaşlarımızın evde yapıp getirdiği, keklere puaçalara ise hiç yasak yoktu… Neyse ben yine kaptırdım gidiyorum… Dönelim masalımıza… Bir akşam Erol bize gelmişti dedim ya.. İşte o akşam Erol dedi ki;



- Erdal, Beden eğitimi derslerimiz aylardır boş geçiyor senin de boş vaktin çok bizde beden eğitimi derslerine girermisin?.. Bir düşün istersen.. dedi



Sonrasını şimdi çok net olarak hatırlamıyorum ama.. Sonuç olarak bir hafta sonra ben Şafaktepe Ortaokulu’nun ücretli beden eğitimi öğretmeni idim. Öğrencilerden daha hevesli idim.. Üstelik o yıl olimpiyatlar vardı.. Evlere yeni yeni girmeye başlayan televizyon olimpiyatları naklen veriyor.. Herkesin yaşamına renk katıyordu… Ben de o hızla Şafaktepe Olimpiyatları düzenlemiş, her hafta sonu okulun bahçesinde 100 – 1000 - 3000- gülle- disk müsabakaları yapıyor… Parasını cebimden ödeyerek yaptırdığım,bronz,gümüş,altın madalyalar veriyordum, birinci, ikinci,üçüncülere… Başta veliler, genç öğretmen arkadaşlar, benim arkadaşlarım okul bahçesini hınca hınç dolduruyordu…. Gene ben kaptırdım gidiyorum, dönelim masalımıza….



İşte o yıl okulda bir de müzik dersleri boş geçiyordu… Yılbaşına doğru bir gün öğretmenler odasına kimsenin tanımadığı, 50’li yaşların üzerinde, uzun boylu, tepesi açılmış, başının iki yanındaki ağarmış, hayli uzun saçları ensesinde yele gibi toplanmış, ceketinin cebinde kravatının renginde kırmızı mendili olan, fizik profesörü kılıklı bir bey girdi.. Önce hazırola geçer gibi, ayaklarını sert bir biçimde birleştirdi… Sonra da ;

Arkadaşlar, Ben Nedim Kaptan… Müzik öğretmeni olarak görevlendirildim. Dedi…



Nedim beyin bu kadar konuşması bile yetti.. Herkes, görür-görmez sevdi Nedim beyi…Hırpani görünüşüne rağmen…. Elinde kemanı vardı… Kılıfının kapağını açtı.. daha iki laf etmeden;

Arkadaşlar size bir parça çalmamı istermisiniz?… dedi.

Aldı kemanı eline… Dayadı köprücük kemiğine… Nefis bir nihavend taksimden sonra;



Bir ihtimal daha var O da ölmek mi.. dersin?..

Söyle canım ne dersin…



Şarkısını söylemeye başladı…Yaşı sesine yansımıştı… Sesi bazen çatallaşıyor.. bazen detone oluyor.. Bazı yerde yetmiyordu…Onun umurunda değildi… Öyle coşku ile çalıp söylüyordu ki; Öğretmenler odasında çıt çıkmıyordu… Herkes donup kalmıştı.. arkasından bir parça daha.. Bir daha derken…Zil çaldı.. Herkes dersine giderken Nedim beyi konuşuyordu…



O yıl mayıs ayına kadar, 5 dakikalık teneffüsler de dahil olmak üzere Nedim Beyin mini konserleri devam etti.. “Arkadaşlar size bir şarkı söyleyeyim mi ?” diye başlayan cümlelerin ardı arkası kesilmedi… Repertuarı çok genişti.. Kim? şarkı istese anında şarkıya başlıyor.. Büyük bir coşku ile devam ederken öğretmen arkadaşlar, başta ben olmak üzere eşlik ediyorduk… Yorulmak nedir bilmiyordu. Hiç sohbeti yoktu… Varsa yoksa kemanı ve TSM şarkıları bütün dünyası idi.. Ara sıra duruyor.. ceketinin mendil cebinden çıkardığı kocaman kırmızı mendille gözlerini kuruluyor… Konserlerine devam ediyordu…



Şafaktepe Ortaokulu’nun, öğretmenlerinin yaşam biçimi değişmişti.. Ama bu değişiklikten de kimsenin şikayeti yoktu… Okul dışındaki yaşamımızda da dostlarımıza Nedim Beyi anlatıyorduk…



O yılın Mayıs başlarıydı.. Bir yakınımın işi için Milli Eğitim Bakanlığındaki eski bir dostuma uğramıştım.. Laf bir ara Müziğe gelince Nedim Beyi anlattım, Dostuma… Uzun, uzun.. Ballandıra, ballandıra anlatırken, dostum acı, acı gülerek bakıyordu yüzüme, önce aldırış etmedim, anlatmaya devam ettim… Daha fazla dayanamadı.. Sözümü kesti.



- “Erdal, Nedim Bey çok geç evlenmiş, çok mutlu bir evlilik yapmış, Ama evlendikten bir süre sonra 5-6 yaşındaki oğlunu… 3 ay sonra da aynı hastalıktan eşini kaybetmiş bir arkadaşımız… Bu acı olaylar O’nu çok değiştirdi… Şimdi kemanı elinden düşmüyor.. Çünkü kemanın köprüsünün arkasında eşinin ve oğlunun resimleri var… Durmadan çalar.. Ve çalarken de Onlara bakıp, bakıp, için için ağlar…” dedi.



Ertesi gün okula dersim geç olmasına rağmen, erkenden gittim. Başladım Nedim Beyi beklemeye… Nedim Bey geldi.. Kemanını kılıfından çıkardı… Arkadaşlar size bir parça çalayım mı ? deyince, herkes “Çal Nedim” bey dedi, iştahla…. Şarkı çalınırken, ben hem söylüyor hem de , kemanın köprüsüne bakıyordum… Gerçekten… Köprünün arka yüzünde belli belirsiz 2 fotoğraf vardı.. O yıllarda daha evli değildim.. Evlat sevgisini bilmiyordum ama, yine de gözlerim doldu.. Hızla tuvalete gidip kendimi topladım.. Zil çaldı herkes derse gitti.. Nedim Bey’in dersi yoktu. Öğretmenler odasında O ve ben kalmıştım… O çalmaya söylemeye devam ediyor ben de eşlik ediyordum.. Bir ara kırmızı mendille gözlerini kurulamak için ara verdiğinde… Nedim Bey “Kemanınıza bakabilirmiyim” dedim.. Cilâları silinmiş, üstü reçine tozundan geçilmeyen eski-püskü kemanı elime aldım, köprünün arkasına bakarken, Nedim Bey nereye baktığımı fark etti.. Büyük bir hışımla kemanı elimden aldı.. Erdalcığım sana bir Rumeli Türküsü çalayım mı? Dedi….



- Çal, Nedim bey, Çal dedim…. VEEE.. Nedim bey başladı çalmaya….



Dayler, dayler viran dayler…

Yüzüm güler, kalbim ayler….









NOT; İşte 37 yıldır ben de ne zaman bir nihavend keman taksimi duysam, bir kırmızı mendile ihtiyaç duyarım….



16 Haziran 2009 – Ayvalık

5 yorum:

Lütfü Dağtaş dedi ki...

ERDAL aĞABEY,
PEK GÜZEL BİR ANI, KALEMİNİZE SAĞLIK.

Kutlu Payaslı uzun süre Ankara sonrası İzmir'de yaşadı. Ara ara gelir konser yönetir. Birgün Pasaport Bostanlı vapurunda kendisini görürseniz şaşırmayın, Bostanlı'da, ablasının evinde konuk olur.
Selam ve saygılarımla,

Lütfü Dağtaş

soyArt@gmail.com dedi ki...

Erdal hocam ,yaşamı dolu yaşayanların ve bunu anlayanların
öyküleri oluyor. Senin anlatma şansın var bizimde seni dinlemek. Gözlerinden öperim.
necati ÇİFTÇİ.

Adsız dedi ki...

Nedim Kaptan ı daha ilkokul sıralarında tanıdım.Mandolinle başladım,nota okumayı öğretti bana.İyi bir müzisyende olması gerekenleri ondan öğrendim.Sonuçta iki altın bileziği onun sayesinde elde ettim,müzisyenlik ve öğretmenlik..Hocamı hiç unutmadım,her zaman sagı ile anıyorum. Emin

Adsız dedi ki...

Nedim Kaptan gercek muzige gonul vermis okulda o yillarda muzigin ciddi bir ders oldugunu hepimize ogretmisdi o bir sanatciydi simdi bu hikayaeyi okuyunca cok etkilendim. selamlar cetin unver

Ceko dedi ki...

Nedim Kaptan hocamı hiç unutmadım onun ve diğer hocalarımızın hakkında bir şeyler bulabilirmiyim diye gezinirken rastladım bu anılara,teşekkürler. 1970 li yıllarda Ankara Kalaba Orta okulunda müzik öğretmenimizdi,Sınıfta yaramazlık eden olunca yanına çağırır uzat bakalım kelleyi kebiri diyerek kafatasını tepeden alnlna kadar cebinde taşıdığı gitar penasıyla bir güzel çizerdi tabiki bütün sınıf hem kıs kıs güler birazda ürkerdi.Bize o zamanlar gerçekten müziği sevdirdiğine inanıyorum Ben de daha ilkokuldayken mandolin ve gitar çalıyordum ve şu anda da müzisyenlik yapıyorum.Lise yıllarımızda öğretmenlerimizden konuşurken üç arkadaş Nedim Kaptan hocamızı ziyarete gittik,Dışkapı semtinde bir otelin odasını sürekli olarak kiralamış orada kalıyordu.bizi gördüğünde dünyalar onun oldu.Hala hatıladıkca gözlerim dolar.Bütün duvarları kitaplık olan bir otel odası düşünün.
Odaya davet etti girdik çocuklar oturun ben geliyorum deyip heyecanla dışarı fırladı kapıdan oteldeki bütün odaların kapısını çalarak çocuklarım geldi gelin konser vereceğiz diyerek yüksek seslebağırıyordu,birimiz mandolin,birimiz fülüt ve sevgili hocamızda kemanı alıp hem çaldık hem söyledik birlikte ,hepimiz çok mutlu olduk oradan ayrılırken gözlerimiz yaşardı hepimizin,aradan uzun zaman geçmişti arkadaşlarla konuşuyorduk ne yazıkki hocamızı kaybettiğimizi söylüyorlardı...Nedim Kaptan hocam Mekanın cennet olsun yetiştirdiğin öğrencilerin seni hiç unutmayacak... Celal TÜMER