29 Ekim 2008 Çarşamba

GENÇLER KIRAATHANESİ'NİN SAHİBİ KİM?

1960'lı yılların başında, Eshot Sokağına girer-girmez, hemen soldan 6-7'nci binanın zemin katında Gençler Kıraathanesi vardı..Müşterilerinin tamamına yakınını ise O yıllarda Karşıyaka Lisesinde okuyanlardı.Okuldan kaçma planları yapılırken

tartışmasız buluşma yerimiz orası olurdu. Zaten normal günlerde de boş zamanlarımızın çoğu orada geçerdi..Tavlacılar..Ohelciler...Bezikçiler...Maça kızcılar.. diye gruplar oluşmuştu...

Aradan yıllar geçti..Hepimiz..Abi çocuklar olduk. Mümkün mü? sohbetin bir yerinde Gençler Kıraathanesi lafı geçmesin?..

Ancak..Her zaman bir tartışma olurdu..Kıraathanenin sahibi kimilerine göre

Mehmet bey, kimilerine göre ise Nevzat'tı..

Yıllar sonra De Vinci'nin şifresi çözüldü;

Gençler Kıraathanesinin sahibi Mehmet Beydi, Mehmet bey Karşıyakalı değildi, sanırım Orta Anadolu'dan bir Anadolu çocuğu idi. Astsubaylıktan emekli olmuş,Karşıyaka'ya yerleşmiş,Fanatik bir Karşıyaka taraftarı olduktan sonra da sözünü ettiğimiz kıraathaneyi açmıştı.Zaten " GENÇLER KIRAATHANESİ" nin tabelasına baktığınız zaman Mehmet Beyin ne denli

fanatik bir taraftar olduğunu da kolayca anlardınız..Mehmet bey sürekli koyu renk takım elbise giyer,boynunda kravatı da hiç eksik olmazdı.Yalnız Mehmet Beyin herkes tarafından bilinen bir zaafı vardı.. İşi gücü belden aşağı işlerdi..Fıkraların erotik olanları..Belden aşağı muhabbetler..pornografik iskambil kağıtları..O'nun hobisi idi. Hatta hangi masada gençler, bir kızla buluştuklarını..Bir kızın elini nasıl tuttuklarını..Çamlık'ta bir kuytuda kızı nasıl öptüklerini anlatmaya kalksa...Mehmet Bey işi gücü bırakır..destursuz masaya ilişir..ağzının suyu aka..aka.. muhabbete ortak olurdu...Önceleri toleransla karşılanan bu davranışları bir süre sonra herkesi canından bezdirmişti...

Ve.. Günün birinde soruna çözüm aranmaya başlanır..Fındık Metin,Eşek Mehmet ve Bodoz Süleyman’dan oluşan çözüm ekibi tarafından;

Bir arkadaşımızla gönül ilişkisi olan, ağzı da pek iyi laf eden şen şakrak bir

Bayan ( A.Y.) ayarlanır. Bir sabah Mehmet Bey’in Kıraathaneyi açtığı saatlerde..Yani daha kimse yokken, bayan A. Y. telefonla Kıraathaneyi arar, önce yanlış numara aramış gibi davranır..Bir süre sonra telefondaki sohbet koyulaşır..Bayan A. Y. Mehmet beyi göklere çıkarır..Sesinin tonundan..Erkekliğinden, yakışıklılığından..kadınlara olan saygısından..anlayışından söz ettikçe Mehmet Bey’in ayakları yerden kesilir..Ve ertesi gün aynı saatte telefonda görüşmek üzere,

vedalaşılır..Ertesi gün yine 1 saate varan telefon görüşmesi...Bir daha..Bir daha..

sözün kısası..telefonda konuşmalar artık,yapay bir aşka dönmüştür..O zamanlar daha kimsenin kullanmaya cesaret edemediği "Öptüm seni" sözcükleri..2 telefon aşığının..görüşmelerden sonraki son sözleri olur...

Tabii ki; Bu arada neler olup bittiği de zaman geçmeden Gençler Kıraathanesinin “Çözüm ekibi” Fındık Metin,Eşek Mehmet ve Bodoz Süleyman’a dakika dakika aktarılır. Artık olay kontrolden çıkmış tam bir hababam sınıfı öyküsüne dönüşmüştür.

Telefonun tellerinde başlayan “Unutulmaz” aşk başlayalı neredeyse 20 gün olmuştur. Vee.. sonunda iş bir randevu ile noktalanır. “Çözüm ekibi”nin talimatı üzerine Cuma günü saat 17.00’de Karşıyaka iskelesine iki vapurun birlikte geldiği saatte bizim iki aşık randevulaşmıştır. Bayan A.Y ‘nin isteği üzerine birbirlerini tanımak için ikisi de beyaz bluz giyecek, yakalarına kırmızı karanfil takacak, hatta ek bir önlem olarak ikisi de kol saatlerini sağ kollarına takacaktır.

Beklenen Cuma günü gelir..Mehmet Bey, Berber Nevzat’ta sinek kaydı traşını olur. Her zaman olduğu gibi lacivert takım elbisesini giyer. O gün için alınan beyaz, yakaları manşetleri kolalı gömlek ve..gıcırtısı 15 metreden duyulan iskarpinlerini de boyattıktan sonra artık randevuya hazırdır..Tek eksiği kırmızı karanfili de iskeleye giderken yol üstündeki çiçekçilerden alacaktır…Olaylar planlandığı gibi gelişir ve saat 17’de Mehmet Bey iskeledeki saatin altında heyecanla beklemeye başlar.

Her şey vapurun boşalmaya başlaması ile başlar..birden ortalıkta…Beyaz gömlekli…yakasında kırmızı karafilli..kol saati sağ kolunda takılı en az 15 kişi çıkar ortaya..Mehmet Bey’in etrafında bir halka oluştururlar…Mehmet Bey neye uğradığını anlayamaz..çevresindeki kırmızı karanfilli gençler kıraathane müşterileridir…Mehmet Bey’in rengi bir anda sapsarı olur..Dişlerinin arasından küfürle kime yaklaşsa çevresindeki halka O tarafa kaymaktadır. Sağa saldırır..Halka sağa kayar..Sola saldırır..halka sola kayar..Üstelik halkayı oluşturan tüm gençler efemine hareketlerle..” Erkeğim benim”..”Ayy Yılmaz’ım elimi tutarmısın”..A.Y sana kurban olsun” sözleri Mehmet Beyi adeta şoke etmiştir..Alı,al moru mor olur. Boncuk..boncuk terlemeye başlar. Ama yapacak bir şey yoktur… İskelenin önünde adeta bir tiyatro sahnesi kurulmuştur..Başrolü de “Ben Anadolu çocuğuyum” sözünü dilinden düşürmeyen Mehmet bey oynamaktadır..Çaresiz kalan Mehmet Bey, sert bir hamle ile halkayı yarar ve koşarak çarşının kalabalığında kaybolur…

Bu olayları izleyen 3 gün, Gençler Kıraathanesi açılmaz…4. Gün kıraathane açıldığında

Ocağın başında Mehmet Beyin damadı Nevzat vardır… O günden sonra aylarca

hatta yıllarca Karşıyaka’da Mehmet Beyi gören olmaz…

İşte 1960’dan sonra Gençler Kıraathanesine takılanların hepsi.Oranın sahibi olarak Nevzat’ı tanırlar…1960 öncesi müşteriler de. Mehmet Beyi…

Erdal ÖNAL
21 Ekim 2008

2 yorum:

karsiyakalisesi dedi ki...

Eski Karşıyaka günlerinin anıları hiç bitmesin sevgili Abiciğim. Bu güzel anı ile, Karşıyakalıların ne kadar yaratıcı, ince espri sahibi, doğuştan sanatçı olduklarını bir kez daha gördük.Bu güzel anılarınızın devamını sabırsızlıkla bekliyorum. "Palavra atma" konusunda olanlarını özellikle...Sevgiyle kal sevgili abiciğim. Vehbi

serhat dedi ki...

Harikasın Erdal abi, lütfen devamınıda bizlerden esirgeme...